« Önceki | Sonraki »

21/6/2009

Elektrik Üreten Zeminler

 

Japonya’nın başkenti Tokyo’daki bir tren

istasyonunda denenmeye başlanan bir sistem,

üzerinden insanlar geçtikçe elektrik üretiyor.

Sistem “piezoelektrik” materyallerle çalışıyor. Bu

özelliği gösteren maddeler, üzerlerine basınç

uygulanarak sıkıştırıldıklarında elektrik akımı

üretirler. Sistemin etkin şekilde çalışmasında

dayanıklılık ve elektrik verimi önemli rol oynuyor.

Elektrik üreten zeminler, yolcuların en yoğun geçtiği

yerler olan bilet gişelerinin altına yerleştiriliyor.

Denemeler bitip normal kullanıma geçildiğinde

bilet gişelerinin ve istasyondaki ekranların buradan

üretilen elektrikle çalıştırılması planlanıyor.

http://techon.nikkeibp.co.jp/english/NEWS_EN/20081204/162357/

Bilim ve Teknik dergisinden alıntıdır.

21/6/2009

Grip Aşınız Sizi Domuz Gribine Karşı Korur mu?


ABD Hastalık Kontrol ve ÖnlemeMerkezi bu yılki grip aşısının domuz gribine

karşı etkili olup olmayacağı sorusuna net bir yanıt veremiyor. Merkezin başkanı

Richard Besser 27 Nisan’da yaptığı bir basın açıklamasında mevcut aşıların etkili

olduğunu düşünmediklerini söyledi. Öte yandan kimi aşı araştırmacıları

ve halk sağlığı uzmanları bunun henüz kesin olarak bilinemeyeceği görüşündeler.

Örneğin Tennessee’deki bir çocuk araştırma hastanesinde grip uzmanı ve aşı

üreticisi olan Robert Webster “Kendime grip aşısı yaptırmamış olsaydım şimdi

hemen gidip aşı olurdum” diyor. Yine ABD Hastalık Kontrol ve Önleme

Merkezi’nden Daniel Jernigan dağ gelincikleriyle yapılan deneylerde mevcut

grip aşısının domuz gribine sebep olan H1N1 virüsü soyuna karşı etkili olmadığını

gördüklerini bildiriyor. Merkezdeki araştırmacılar daha önce hiç grip virüsü

bulaşmamış dağ gelinciklerine, içerisinde domuz değil de insan kaynaklı H1N1

virüsü parçası bulunan bu yılki grip aşısını uygulamışlar. Daha sonra bu gelinciklerden

aşı tarafından harekete geçirilen antikorları içeren kan serumlarını almışlar ve bu

serumların salgına sebep olan H1N1 virüsüne karşı etkisini test etmişler.

Jernigan, serumların virüse karşı herhangi bir koruma sağlamadığını bildiriyor.

Bununla birlikte Jernigan antikorların, aşının harekete geçirdiği bağışıklık

tepkilerinin sadece bir çeşidinden sorumlu olduğunu da söylüyor. Aşı aynı zamanda

hastalıklı hücreleri kandan temizleyen hücresel bağışıklığı da tetikleyebiliyor. Dağ

gelinciği deneylerinde aşının hastalığın şiddetini azaltıp azaltmadığına ilişkin test

yapılmamış. Belki de çoğu yaşlı insanın önceki aşılardan ya da geçirdikleri grip

hastalıklarından dolayı bu hastalığa karşı bir ölçüde bağışıklığı olabilir.

Boston’daki Halk Sağlığı Okulu Dekanı Julio Frenk de aşının faydalı olabileceğine

ihtimal veriyor. Frenk, Meksika’daki salgında hastalığa yakalanmayan iki grup olan 5 yaş

altı çocuklar ile yaşlılara daha önce gayet kapsamlı bir aşı uygulaması yapıldığını

söylüyor ve aşının en azından kısmi koruma sağlıyor olabileceğini belirtiyor.

Robert Webster da mevcut aşıdaki H1N1 soyu salgına sebep olan H1N1

soyundan bariz biçimde farklı olduğu için aşıdan fazla bir beklentisi olmadığını

ancak yine de aşının belki de orta şiddetteki vakalarla ölümcül vakalar

arasında fark yaratabileceğini söylüyor.


http://sciencenow.sciencemag.org/cgi/content/
full/2009/428/1rss=1

Bilim ve Teknik Dergisinden alıntıdır.

21/6/2009

Avucumuzdaki Yıldırım


 

 Bir grup malzeme bilimcisi çok ince üretilmiş bir endüstriyel cam parçasında

çok yüksek miktarlarda elektrik enerjisini depolamayı başardılar. Kapasitörlerin bir

parçası olarak iki metal tabakanın arasına yerleştirilen bu cam şeritler, kalp ritmini

düzenleyici defibrilatör gibi cihazlarda çok yüksek miktarda enerjiyi bir anda

boşaltabiliyor. Hatta bu kapasitörlerin yeni nesil elektrikli taşıtlarda enerji kaynağı

olarak kullanılabileceği düşünülüyor. Genellikle dikdörtgen plaka şeklinde

malzemeden yapılan kapasitörler, bataryaların yapamadığı görevleri

yapabildiği için, elektronik alanında hayati öneme sahip. Her bir kapasitör,

dielektrik ismi verilen ve elektrik enerjisini depolayıp birdenbire büyük miktarlarda

boşaltabilen yalıtkan bir malzeme içerir. Kapasitörlerin bataryalara oranla çok

hızlı bir şekilde şarj edilebilme ve bu enerjiyi boşaltma kapasitelerine sahip

olmaları onları, fotoğraf makinesi flaşları ve dizel motorların marş düzenekleri gibi,

güçlü enerji sinyallerine ihtiyaç duyulan durumlarda çok kullanışlı hale getirir. Aynı

zamanda kapasitörler, sadece binlerce kezle sınırlı dolup boşalabilme kapasitesine

sahip olan bildiğimiz şarj edilebilir pillerden farklı olarak, milyonlarca kez

şarj-deşarj olabilme kapasitesine sahiptir. Araştırmacılar modern cihazların artan

elektrik gücü ihtiyaçlarını karşılamak için daha çok elektrik depolayabilen

malzeme arayışı içerisindeler ve endüstriyel cam teknolojisi de bu noktada

karşımıza çıkıyor. Endüstriyel camlar evlerimizde kullandığımız pencere

camlarından ve aynalardan çok daha sağlamdır ve tekrarlanan kimyasal

tepkimelere karşı daha dayanıklıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan

Pennsylvania Devlet Üniversitesi Malzeme Bölümü’nden araştırmacılar,

plazma ve LCD televizyonlarda kullanılan baryum alüminyum borosilikat olarak

adlandırılan çok ince bir endüstriyel camın, yüksek-enerji depolayan kapasitörlerde

günümüzde yaygın olarak kullanılan polipropilene kıyasla iki kattan daha fazla

elektrik depolayabildiğini keşfettiler. Materials Letters dergisinin

internet sayfasında bildirildiğine göre
araştırmacılar, 50 mikrometre (bir saç

telinin yarıçapı) kalınlığındaki cam parçalarını 10-20 mikrometre kalınlığa

inene kadar aside maruz bıraktılar. Daha sonra, elde ettikleri malzemeyi

iki elektrot arasına sıkıştırıp artan miktarlarda elektrik akımı vermek

suretiyle malzemenin elektrik enerjisine dayanma eşiğini tespit ettiler. Malzeme

bu eşiğe (yaklaşık 22.000 Volt) ulaştığında depolanan enerji, yazarlardan biri

olan Nicholas Smith’in ifadesiyle, “havadaki bir şimşek gibi” boşaldı.

Smith’e göre bu kadar yüksek miktarlarda enerji depolayabilme

kapasitesi, camı kapasitör ve benzeri enerji depolayan ürünler üzerine çalışan

insanların ilgi odağı haline getirmiştir. Maliyetinin de düşük olması, bu

malzemeyi, maliyeti genelde yüksek olan özel polimerler veya nanobileşikler

üzerinde çalışan araştırmacılar açısından daha da cazip hale getirmiştir.

http://sciencenow.sciencemag.org/cgi/content/full/2009/505/2

Bilim ve Teknik Dergisinden alıntıdır.

6/6/2009

Balıklar ve Karıncalar

"Akıntılı sularda karıncaları yiyen balıklara rastlarsınız ve Sular
çekildiğinde balıkları yiyen karıncalara."
Roller öylesine değişken ki, bir misyon üstlenmek imkansız neredeyse. Bir
bilen var mıdır yarının neler getireceğini?? Hangi umutlarla başlayacak gün
ve hangi düş kırıklarıyla inecek akşam? Hayat dediğimiz şu derya var ya,
hani hiç bitmeyecek sandığımız, hani kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi
kapadığımız, duymadığımız, görmediğimiz şu upuzun ve kısacık hayat, aslında
bir soluktan ibaret, yani bir soluk kadar uzun ve bir o kadar da kısa. Ne
garip bir çelişkidir bu böyle. Adı yok, rengi yok, ırkı yok, dini
yok.Aslında adı "çığlık" bunun. Derin, acı ve sancılı bir çığlık. Hani
duymaktan kaçındığımız, hani adımlarımızı umarsızca aşırıp bir başka boyuta,
ardımıza dönüp bakamayacak kadar yüreğimizi titreten, her gün ve her an
duyduğumuz yüzlerce çığlıktan sadece biri.. Gün bitmek üzere. Yarına görerek
ve duyarak başlamak mümkün, yarın yeni bir çığlık duymadan.. NASIL MI??

1...Her gün evden çıktığınızda yada geri döndüğünüzde evinize, arşınladığınız
yol boyu karşılaştığınız çocuklar var, kimsesiz, sahipsiz, iki büklüm
çocuklar, hani şu sokak çocukları. Tutuverin birinin elinden, karnını
doyurun yada giydirin veya banyosunu yaptırın o da olmuyorsa saçını kestirip
yıkatın, hiçbirini yapamıyorsanız sevin, sıcak ve içten bir gülümseme bile
yeter çoğu kez.
2...Otobüsle yolculuk yapıyorsanız ve oturacak bir yer bulabilmişseniz bu iyi
bir şans ama mümkünse yanı başınızda ayakta yolculuk yapan yaşlı insanlara
yada hamile bayanlara yer verin. Kendinizi ve yakınlarınızı sınayın. Bugün
siz onlara, yarın bir başkası size.
3...Kim olduğunun önemi yok, aldığınız simidi alım gücü olmayan biriyle
paylaşın, en azından deneyin.
4...Kırdığınız, üzdüğünüz ve canını acıttığınız insanları düşünün, ulaşma
imkanınız varsa özür dileyip gönlünü alın. Özür insanın Erdemidir.
Ertelemeyin, zaman yetmeyebilir.
5...Alışveriş yapacaksınız. Bir parçada satın alamayan arkadaşınıza, komşunuza
veya varlığından haberdar olduğunuz bir yoksula alın.
6...Uzun zamandır ihmal ettiğiniz bir sevdiğinizin yada dostunuzun kapısını
tıklayın. Hatırlandığını anımsatın ve hatırlayacak kadar değer verdiğinizi.
7...Boşluktaki insanlara yaklaşmaya çalışın, dinleyin, paylaşın. Anlatın,
eleştirin ama incitmemeye özen gösterin. Bağlarını koparan insanları hayata
bağlayan çok az şey vardır. Siz bu bağlardan biri olun.
8...Uyuşturucu, içki, kumar ve çarpık ilişkilerden uzak durun. Kendinize,
ailenize, sevenlerinize ve çevrenize karşı sorumluluklarınızı hatırlayın ve
sizi onlardan uzaklaştıracak illetlerden sakının. Her şey bir ilk'le başlar,
denemeyin bile.
9...Evinizden dargın ayrılmayın. Eşiniz, çocuğunuz, anneniz, babanız,
kardeşleriniz. Hayat onlarla güzel.
10...Aşk, yaşam ve ölüm arasındaki hassas köprüdür. Yaşayan bir ölü
yaratmayın. Size tutkulu olan insana ani manevralarla sırtınızı dönmeyin ve
tutkulu olduğunuz insanı size ani manevralarla sırtını dönecek kadar
yıpratmayın.
11...Yürüyün, koşun, dans edin ama bedeninizi tembelliğe mahkum etmeyin.
Fastfood türü yiyecekler tercih etmeyin, kırmızı et, yağlı ve tuzlu
yemeklerden fazla tüketmeyin. Kalp vücudun aynasıdır. Ona iyi bakın. Kalp
ameliyatlarının insan doğramaktan farkı yok. Hastalıklarınızı küçümsemeyin.
12...Abartısız ve doğal olun. Olduğunuz gibi, bu en güzel haliniz.
Yargılamayın ve hor görmeyin. Üstünlük savaşlarınız ağır yenilgiler almanıza
neden olabilir.
13...Konuşmanız gerektiğinde susmayın ve susmanız gerektiğinde konuşmayın.
Dili terbiye etmek zordur ama imkansız değildir.
14...Dürüstlük altın bileziktir, kolunuza takın ve asla çıkarmayın.
15...En büyük yatırımınızı insan'a ve sevgi'ye yapın. Bu bazı zamanlar
canınızı acıtacak olsa da unutmayın değer kaybetmeyen yatırımlarınız var.
Evet hayat çok kısa ve bir o kadarda uzun. Ama gel gelelim ki, şerefle
bitirilmesi gereken en asil görevdi hayat..

26/5/2009

Taze süt diye süt tozu içiyoruz!

Cengizhan Yorulmaz’dan, Dünya Süt Günü’nde ürkütücü açıklamalar:

“TAZE SÜT DİYE SÜT TOZU İÇİYORUZ”

Ankara Damızlık Süt Sığırı Yetiştirici Birliği Başkanı Cengizhan Yorulmaz, raflardaki sütün yüzde 80’inde süt tozu kullanıldığını söyledi. Yorulmaz’a göre, uzun ömürlü sütler, yoğurtlar, peynir ve dondurmaların çoğu süt tozundan yapılıyor.

“Türkiye’ye ‘mama’ adı altında binlerce ton süt tozu giriyor”

“Süt, bizden alınanın üç katına tüketiciye satılıyor. Bizdeki fiyat düşerken raftaki fiyat artıyor.”

“2008’den bu yana 250 binden fazla damızlık süt sığırı kesildi. Üretici, Dünya Süt Günü’nde süt hayvanlarını kestiriyor.”

Ankara Damızlık Süt Sığırı Yetiştirici Birliği Başkanı Cengizhan Yorulmaz, Dünya Süt Günü’nde herkesi ürpertecek açıklamalar yaptı. Yorulmaz, “Türkiye’ye ‘mama’ adı altında binlerce ton süt tozu giriyor. Çocuklarımıza taze süt diye süt tozu içiriyoruz. Raflardaki sütün yüzde 80’inde süt tozu kullanılıyor. Uzun ömürlü sütler, yoğurtlar, peynir ve dondurmaların çoğu süt tozundan yapılıyor” dedi.

Türkiye’ye giren kaçak süt tozu yüzünden süt fiyatlarının düşmesinden dolayı üreticinin ciddi sıkıntı içinde olduğunu, üretici fiyatları düşerken raftaki süt fiyatlarının arttığını ve 2008’den bu yana 250 bin süt sığırının kesildiğini belirten Yorulmaz, Emin Pazarcı’nın sorularına şu cevapları verdi:

Soru: 21 Mayıs Dünya Süt Günü. Siz de bu sütü üreten kesimin temsilcilerisiniz. 21 Mayıs tarihi sizin için ne ifade ediyor?

Yorulmaz: 21 Mayıs bizim için şu anda sıradan bir gün gibi. Pek bir anlam ifade etmiyor. Aslında Dünya Süt Günü’nde Damızlık Birliği olarak etkinlikler, kutlamalar yapardık. Ancak şu anda kimsede ne şevk ve heves kaldı. Herkes bir bunalımın içinde, karamsarlığın içinde. Üreticilerin kafasında üretip üretmemekte soru işaretleri oluşmaya başladı. Bu yıl Dünya Süt günü bizim için kara bir gün olarak tarihe geçecek.

Soru: Niçin kara gün?

Yorulmaz: Süt üretiminde 2007’nin sonu ile 2008’in başında bir kriz başlamıştı. Ekonomik krizden bir sene önce biz o krizi yaşamaya başladık. Bizdeki krizin kaynağı dünyadaki süt tozlarında çıkan melamin maddesiydi. Özellikle Çin’de Avrupa Birliği’nden alınan süt tozu tüketimi durduruldu, melamin çıkmasından dolayı. Durum bu olunca AB ülkelerinde üretim fazlası olan süt tozları çok ucuz fiyatlardan, el altından, resmi veya gayri resmi yıllardan Türkiye’ye girdi.

Soru: Nerede kullanılıyor bu süt tozları? Bizim içtiğimiz sütlerde de var mı?

Yorulmaz: Raftaki sütün yüzde 80’inde kullanılıyor. Daha çok da süt ürünlerinde kullanılıyor.

Soru: Aldığımız günlük sütlerde de süt tozu var mı?

Yorulmaz: Günlük sütlerde yoktur, ama uzun ömürlü sütlerde, yoğurtlarda, dondurmalarda, peynirlerde süt tozu kullanılıyor. Paket sütlerde olabiliyor ve kullanılıyor.

Soru: Süt tozları Türkiye’ye girdikten sonra nasıl bir tablo ortaya çıktı?

Yorulmaz: Süt tozunun giriş tarihi bizim süt üretimi ile ilgili olarak önemli bir tarihti. Yılın ilk çeyreği, ilk altı ayı bizim süt üretiminin fazla olduğu bir dönem. Türkiye’de mevsimsel olarak doğal artışın olduğu bir döneme denk geldi. O dönemde hem süt üretimi fazlaydı, hem dışarıdan çok ucuza süt tozu geldi. Bu da firmaların almış oldukları süt fiyatlarını çok ciddi anlamda düşürmelerine sebep oldu. Üreticiye bu durum fiyatların düşmesi şeklinde yansıdı.

Soru: Siz şu anda sütü hangi fiyattan veriyorsunuz?

Yorulmaz: Şu anda 2003-2004’teki fiyatlardan süt veriyoruz. Yani, üreticinin sattığı sütün fiyatı 45 ile 55 kuruş arasında.

Soru: Bu sütün fiyatı rafta ne kadar?

Yorulmaz: Rafta en ucuz olanı bizim sattığımızın üç katından tüketiciye sunuluyor.

Soru: Peki normal mi bu durum?

Yorulmaz: Tabi ki normal değil. Biz hep bunu ifade ettik. Süt üreticisinin içine girdiği durum, bizdeki sistemden de kaynaklanıyor. Keşke bizden süt ucuz fiyata alındığında tüketiciye ucuz sunulmuş olsa, en azından tüketim artardı. İnsanlar daha çok süt ve süt ürünü tüketir ve daha sağlıklı bir nesil oluşurdu. O da yok. Hatta biz şuna da dikkat çektik. O dönemde bizden alınan süt fiyatları düşerken, raftaki fiyatlar artmaya devam etti. Yani tüketici boyutunda fiyatlar da artmaya devam etti.

Soru: Neden böyle oldu? Türkiye’deki sistemdeki problem ne? Üreticinin gerektiği gibi teşkilatlanmaması ya da sesini duyuramaması mı sıkıntı?

Yorulmaz: Türkiye’de üreticiler adına teşkilatlanma bayağı oturmaya başladı. Eskisi gibi değil. Teşkilatlanma var, ama sonuçta Türkiye’deki teşkilatlanma güçlü bir örgüt değil. Ayrıca, Türkiye’deki yasalar hayvansal gıda üretimini korumuyor. Mesela süte biz stratejik ürün diyoruz, ama korunmuyor. Onun üreticisine yeterli koruma yapılmıyor. Niye AB’de süt tozu ucuza veriliyor? Çünkü onu devlet finanse ediyor. Aradaki makas kapatılıyor. Fazla da olsa üretilmeye devam ediliyor, üretilen süt dolaylı olarak da olsa devlet tarafından desteklenerek dış pazarlara satılıyor. İçerideki üretici korunuyor. Bizde tam tersi, bizde üreticiyi korumaya yönelik hiçbir tedbir alınmıyor. Son zamanlarda yaptığımız baskılarla Tarım Bakanlığı bu yıl süt fazlasının toplanması, işlenerek süt tozuna dönüştürülmesi için karar da aldı. Bu bizim 10 yıldır bağırdığımız bir şeydi. Geç kalınmış bir karardı. Neredeyse yılın yarısını geçtik, sütün doğal artışının olduğu dönemde müdahale alımı olmadı. Yine de bu kararın alınmış olması bizi sevindirdi. İnşallah seneye uygulanır.

Soru: Türkiye’de hemen her kesimde benzeri şikayetler var. İşte “Batıyoruz, büyük sıkıntı içindeyiz, bittik” gibi sözler söylenir. Siz de sıkıntıda olduğunuzu söylüyorsunuz. Ancak, üretici de kazanıyor ki bu işi yapıyor…

Yorulmaz: Yok öyle değil. Ben de zamanında sizin gibi söylerdim. Üretici geldiğinde her seferinde dert yanardı. Eskiden tarımsal üretimde kar marjı çok yüksekti. Ancak şu anda öyle değil. Şu anda bilimsel olarak daha doğru üretilerek kazanılmaya çalışılıyor. O serzeniş her zaman vardı, ama 2008’den bu tarafa durum çok farklı. Gerçekten üretici çok zor durumda.

Soru: Eğer gerçekten kazanamıyorsa neden bu işi yapmaya devam ediyor?

Yorulmaz: Şimdi bir yatırım yapmışsınız. Örneğin bir işletme kurmuşsunuz. Bir işletmenin kuruluşu, onun aktif hale gelmesi, yürütülmesi uzun bir süreçtir. Bir fabrikada makinenin siparişini verirsiniz, makine gelir, şalteri açar çalıştırırsınız. Ancak, hayvansal gıda, yani süt ürettiğinizde bunu yapamıyorsunuz. Bugün yaptığınız yatırımın meyvesini 3-5 yıl sonra alabiliyorsunuz. Damızlık üretimi kolay bir üretim değildir. Üç sene önce yatırımını yapan bugün verim almaya başlıyor. Bu dönemde de kaybederse, o damızlıkları kestiği zaman tekrar onu aynı hale getirmek için 3-4 yıl geçmesi lazım.

Soru: O yüzden mi hayvanları kesmiyor, devam ediyorlar?

Yorulmaz: Yok hayır, kesim var. Biz üzerine basa basa onu anlatmaya çalışıyoruz. 2008’den bu yana Türkiye’de 250 binden fazla damızlık kesildi. Bu rakam çok büyük ve korkunç bir rakamdır. Bu rakam kafadan atılan bir rakam da değil. Hem Bakanlığın, hem de birliklerin tuttuğu resmi kayıtlarda bu mevcuttur. Bunlar mezbahalarda kesilen hayvanlardır. Kaçaklar yoktur bunun içerisinde. Bunlar resmi rakamlardır.

Soru: O zaman şunu söyleyebilir miyiz: Üreticiler Dünya Süt Günü’nde süt hayvanlarını kesmek zorunda kalıyorlar

Yorulmaz: Doğru bir ifadedir. Üreticiler, Dünya Süt Günü’nde süt hayvanlarını kesmek zorunda kalıyorlar. Hatta çoğu da kesti. Rakamsal olarak da vereyim ben size. 2008’den şu ana kadar işletmelerde kesilen hayvan miktarı yüzde 30’un üzerinde. Ankara için verirsem yüzde 38. Üretim miktarının düşüşü ve kesilen hayvan miktarı.

Soru: Böyle giderse ne olacak? Önümüzdeki dönem için iyiye gidiş umudu var mı? Yoksa bu hayvanların tamamı kesilecek gibi karamsar bir tablo ile mi karşı karşıyayız?

Yorulmaz: Sonuçta insanlar süt ve et gibi gıdaları tüketmek zorundalar. Tabi bunu da birilerinin üretmesi lazım. Yüzde yüzü dışarı bağımlı bir üretim olmaz. En azından taze süte ihtiyaç vardır. Karamsar düşünüyorum ben, bir miktar da olsa üretmek zorundayız. En kötü ihtimal bu. Şimdi üretimde yüzdü 30’luk bir daralma olmuş. Türkiye’deki tüketim veya insan sayısı aynı. Tüketmek zorundalar ve bu artarak devam etmekte. Ayakta kalmaya çalışan ve direnen üreticilerin tek beklentisi önümüzdeki temmuzdan sonra bu hayvanların kesimi ve üretimin azalması ile birlikte doğabilecek krizle beraber kendilerinin para kazanacaklarını düşünmeleridir. Teselli tarafı budur. Yani önümüzdeki üç aydan sonra üretimin düşmesi ve tüketimin de yaz döneminde turistlerin gelmesi ve artmasıyla fiyatların bir miktar yukarı çıkacağı beklentisi var.

Soru: Ancak küçüklerin direnmesi mümkün değil. Büyükler ayakta kalıyor. Küçükler ise bu alanı terk etmek zorundalar.

Yorulmaz: Küçük üreticinin çoğu kapattı zaten. Büyükler de işletme kapasitelerini yarıya düşürdü. Benim konuştuğum üreticiler şunu söylüyor: Az üreterek çok para kazanma hesabını yapmaya başladı. Yani piyasada bulunmayan malı üreterek para kazanmayı düşünüyorlar.

Soru: Nasıl olacak bu?

Yorulmaz: İşte o söylediğim 250 bin damızlığın kesilmesinin ardından süt de piyasada bulunmayan maddeler arasına girecek. Süt de bulunmayacak. Bununla beraber sadece sütte kriz olmayacak. Ette de olacak. Geçen yıl biz bu konuda da feryat ettik, bağırdık. Mesela koyun üretenler, küçükbaş işletmecileri çok büyük zarar etti. Onun ardından bu yıl kasaplarda kuzu ve koyun etinde yüzde 80’lere varan oranlarda artışlar oldu. Bunun sebebi de geçen yıl herkesin koyunlarını satmış olması. Kazanamadıkları için damızlık, yavrulayacak hayvanlarını kestirdiler. Şu anda aynı krizi biz yaşıyoruz. Seneye yavrulayıp süt verecek olan hayvanlarımızı mezbahanede kestiriyoruz. 250 bin tane damızlık inek demek çok büyük rakamdır.

Soru: Bir de bu sektörde Türkiye’ye pek çok yabancı sanayici geldi. Onların gelişinin olumlu veya olumsuz etkileri oluyor mu?

Yorulmaz: İsim vermeden söyleyeyim, bir firma Türkiye’de yatırım yaptı. Üç dört fabrikayı satın aldı. Bu fabrikaların günlük süt işleme kapasiteleri 1.200-1.300 tondu. Hepsini tek çatı altında topladı ve şu anda 500 tona düşürdü, üretimini. Kapasite yarıdan fazla azaldı. Bu tablo Türkiye’de süt üreten kişilerin sütünü satamaması anlamına geliyor.

Soru: İyi ama, ortada bir ihtiyaç var. İnsanlar süt ve süt ürünleri tüketiminden vazgeçmiyorlar. Bu açık nasıl kapanıyor?

Yorulmaz: Açık kapanıyor. Demin örneğini verdik. Hazır ürünler geliyor. İthal etmek en kolay yol. Türkiye’de ne yazık ki ucuzluğuna pahalılığına bakmadan, yarın ne olacağını hesaplamadan ithal yoluna gidiyor.

Soru: Ancak, sütte ithalat mümkün değil, o zaman devreye süt tozu giriyor.

Yorulmaz: Tabi ki süt tozuyla yapıyorlar. Türkiye’ye süt tozu giriyor, hem de ciddi alamda. Bakanlık Dahili İşleme Rejimi adı altında 17 bin ton süt tozu girdiğini söylüyor. Bunu da Gümrük Birliği Anlaşmasından dolayı zorunlu olarak alıyoruz. 17 bin ton resmi anlamda giriş yapıldı. 57 bin ton da resmi olarak mama adı altında alındı. Ben Türkiye’de hiçbir üretici bilmiyorum ki mama ile buzağı beslesin. Ya da 57 bin ton kedi köpek mamasının Türkiye’de ne işe var?

Soru: Yani süt tozu “mama” adı altında mı Türkiye’ye giriyor?

Yorulmaz: Yani üzerinde “mama” yazısı olduğunda ithalatta bir sınırlama yok. Mama adı altında süt tozu getiriyorlar.

Soru: Bundan da süt yapıp bize satıyorlar…

Yorulmaz: Aynen öyle. Taze süt diye tüketiciye süt tozu içiriyorlar. Çevrenizdeki insanlara sorun, marketlerden aldıkları sütte, yoğurtta, peynirde eski damak tadını bulamıyor. Özellikle belli bir yaşın üzerindeki insanların bütün serzenişleri o yönde. “Nerede o eski yoğurtlar” diyor. Sütün biyolojisi mi değişti de o tat kalmadı? Toplum yoğurt yemekten tiksinir hale geldi. Yoğurt tüketimi ciddi anlamda düştü. Niye? Çünkü katkı çok.

Soru: Peki süt tozu sütün yerini tutabilir mi, besin olarak bakarsak?

Yorulmaz: Sonuçta o da sütten üretiliyor. Tabii ki taze sütün yerini hiçbir zaman tutamaz.

Soru: Yani Dünya Süt Günü’nde, hem üretici hem de tüketici yönünden vahim bir tablo ile karşı karşıyayız, öyle mi?

Yorulmaz: Doğrudur. Yani biz üreterek perişan oluyoruz, tüketici de hakkaniyetli bir tüketim yapmayarak, doğru bir tüketim yapmayarak zarar görüyor. Süt tozunu süt sanarak, hem de pahalıya tüketerek zarar görüyor. Hem doğal süt içmiyor, hem de pahalıya içiyor, ne yazık ki.

Soru: Peki yetkililer bu işin farkında değiller mi?

Yorulmaz: Biz örgütler olarak gerekli yerlere ciddi anlamda uyarılarda bulunuyoruz. Tedbir alınması için de uğraşılıyor. Biraz ağırdan alınıyor. Tedbirler bizim beklediğimiz hızda olmuyor. Doğru zamanda doğru müdahale olmuyor. Gelişmiş ülkelerde et ve süt gibi ürünler stratejik ürünlerdir ve yasa ile korunur. Örneğin Amerika’da fiyat bellidir. Devlet alt rakamı belirlemiştir ve o rakamın altına düştüğünde müdahale eder. Üreticiyi o fiyattan korur. AB de aynıdır. AB’de de müdahale alımları vardır. Türkiye’ye süt tozlarının girişinin altında da o yatmaktadır. Türkiye’de ilgisizlikle sadece üreticiyi veya damızlık hayvanları kaybetmiş olmuyorsunuz. Burada bir de istihdam kaybı oluyor. Bunu hiç kimse görmüyor. Hep büyük kentlere göçten yakıyorlar. İstanbul 16-17 milyon olmuş, Ankara 5 milyonu geçmiş. Bu göç taşradan, kırsaldan geliyor. Çok iyi biliyorum ki 2008’den bu yana Ankara ölçeğinde işletmesini kapatan en az 150 aile Ankara’ya gelmiş. İşletmesini kapatan bir köylü Ankara’da ne iş yapar? Bildiği bir iş yok ki! Ya boş duracak, çoluk çocuğu kap-kaç yapacak. Ya da bir yerlerden yardım alarak yaşayacak. Krizde zaten pek çok alanda işten çıkartmalar var. Bunun önüne geçilmesi lazım. 2007’de bizim süt üretimi ile ilgili olarak Ankara’da para dağıttığımız kişi sayısı 2.300’ün üzerindeydi. Bu ay  başı para dağıtacağız, 780 kişi. Çok ciddi bir azalma var. Bunun büyük kısmı işletmesine kilidi vurup şehre geldi. Orada geçinemediği için burada geçinme umuduyla geldi. Köylüyü köyde tutmak gerekiyor. Yeterli gelirleri olursa insanlar köyden göç ederler mi? Kaybettiği için, kazamadığı için köyü bırakıp göç ediyor.

Soru: Sonuçta herhalde 21 Mayıs Dünya Süt Günü Türkiye için sıkıntılı bir tabloyu ifade ediyor…

Yorulmaz: Ne yazık ki öyle. Özellikle 2009’daki 21 Mayıs. Geçen yıl o kadar hissetmemiştik, ama bu yıl 21 Mayıs bizim için kara bir gün.
       Emin Pazarcı ile Haftaya Bakış'tan www.mynet .com

Wizard Animation